Merhaba sevgili arkadaşlar,
Nasılsınız?
Beni sorarsanız iyiyim. Bu sene mart ayında babam vefat ettikten sonra hızlı bir şekilde üniversiteye hazırlanma dönemim oldu. Sınava iki buçuk ay kalmıştı ve bir sürü konu vardı. Gerçekten kısa sürede ne kadar çalışılabilirse o kadar çalıştım. Son 2 hafta kala yoruldum ve bunun bir haftasını dışarıya çıkarak sürdürdüm. Son hafta ise edebiyat ve tarih tekrarlarımı yaptım. Benim üniversite sınavına girme amacım meslek değiştirmekti. Ben bir mühendisim ve 7 yıldır bu işi yapıyorum ama bana göre olmadığını uzun süredir düşünüyordum çünkü mutlu değildim. Bu yüzden düşündüm ve kendimi keşfetme yolculuğumda Psikoloji bölümünün bana en uygun olacağına karar verdim. Aslında ben psikoloji okumak için sınava girdim.
Çok şükür ki İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü kazandım.
Yeni umutlarla yelken açıyorum.
Sevgilerimle
Bu yazım tamamıyla yaşadıklarımla ilgilidir.
<< Kanserle ilgili önceki yazım
Babama bir sene önce akciğer kanseri teşhisi kondu. Akciğer kanseri genelde sigarayla ilintili olan bir kanser türü. Hastaların geçmişinde genelde sigara olur. Babam 40 yılı aşkın bir süredir sigara içiyordu. Bu süre zarfında da genelde kuru öksürüğü olurdu ancak göz ardı ederdi. Kaç kere sigarayı bıraktırmaya çalıştık ama nafile. Asla bırakmam diyordu. Derken 2022 yılı Şubat ayında rahatsızlandı, röntgen çekildi ancak hiçbir şey görünmedi, doktor da bir şeyden şüphelenmedi ama ben o gün rüyamda ağladığımı gördüm ve bu rüyadan etkilendim. Anneme rüyamı anlatınca "kızım bir sorun yokmuş" diyerek teselli etti ancak tatmin olmadım. Derken babam 2022 Nisan ayında -yani 2 ay sonra- rahatsızlandı, tam Ramazan ayıydı. Sodyum değeri düşmüştü. Doktorlar Sodyum takviyesi yaptı, 3 gün hastanede yattı ancak bundan sonraki süreçte Sodyum değeri sürekli düştü. Bense kanserden şüphelenmeye başladım. Yaptığım araştırmalar neticesinde Sodyum değerinin akciğer kanseriyle ilintili olduğuna dair makaleler okudum. Doktorlar ise henüz anlayamamıştı. -evet, babama tuzsuz yemekten dolayıdır diyen bir doktor bile oldu, babam bu yüzden annemi suçladı :) -
Derken biz Göğüs Hastalıkları bölümüne randevu aldık. Bu konudan bu yazımda bahsetmiştim. Bu yüzden uzun uzun yazmayacağım. Merak edenler okuyabilir.
Özetlemem gerekirse, kanser teşhisi 2022 Haziran ayında yani tam 2 ay sonra konulabildi ve maalesef birinci evre değildi. Çünkü akciğer kanseri, sonlara doğru bünyeyi etkilemeye başlıyor. Kanser küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan olarak ikiye ayrılıyor. Babamın ise maalesef küçük hücreliydi. Hücreler küçük olduğu için görünmemişti. Sağlıklı bir hücre gibi davranıyorlardı. Bu yüzden çok sonradan fark edilebildi.
Bu arada merak edenler olacaktır, babam daha iyi.
Bir sonraki yazımda tedavi sürecinden bahsedeceğim.
Sevgilerimle,
Kuklanız!
Sabah uyandığımda cep telefonumda bir haber bildirimi gördüm: "Saat 4.17 'de Maraş'ta 7,4 büyüklüğünde bir deprem oldu."-Kandilli Rasathanesi sonrasında 7,7 olarak güncelledi- Depremin çok şiddetli olduğunu düşündüm ancak büyük yıkımlı bir deprem olduğunu düşünmemiştim. Derken haberler yavaş yavaş gelmeye başladı. Sonra aynı gün 13 sularında 7,6 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. Şok oldum, şok olduk. Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Şanlıurfa, Kilis, Osmaniye, Diyarbakır, Adana ve Hatay! Depremden 10 il etkilenmişti. Kimse bu kadar yıkımlı bir deprem olduğunu tahmin etmemişti. Birkaç gün sürekli haber izledim ve psikolojim bozuldu. Yolların ve havaalanlarının hasar alması sonucu yardım çok geç ulaştı, insanlarımız geceyi soğukta ve dışarıda geçirdi. Her yerde enkaz ve kurtarılmayı bekleyen insan çığlıkları... Ancak gücün yok ki kolonları kaldırasın... Bu deprem sadece maddi bir yıkım değil, manevi bir yıkımda oldu hepimiz için. Yaraların sarılması uzun zaman alacak ve unutulmayacak. Bu vesileyle İnşallah Güneydoğu Anadolu Bölgemizin meskenleri sağlam olacak. Şimdilik(!) müteahhitler çürük yapı yapmaktan korkacak. Sonra ne olacak, bilemiyoruz. Ancak inşallah artık iyi bir denetim mekanizması kurulur ve caydırıcı cezalar verilir.
Gelelim İstanbul'a;
1999 depreminin ardından 24 yıl geçmiş. Peki İstanbul'da depremle ilgili iyileştirici bir süreç başlatıldı mı? Ben görmedim. Naci Görür, Celal Şengör gibi değerli bilim adamları da bu konuyu dile getiriyor. İstanbul'da evler çok eski ve nüfus çok kalabalık, 20 milyona yakın insan yaşıyor. Ticaretin ve sanayinin kalbi burada atıyor. Şiddetli bir deprem olursa ne olur, bir planımız var mı? Maalesef, hayır! Kanal İstanbul projesi yapacağımıza evlerimizi güçlendirmeye bakmalıyız. Birçok yapıda denetim yok, Fatih gibi eski yerleşimlerde güçlendirme çalışmaları yok. Yeni yapılan evler deprem yönetmeliğine uygun mu yapılıyor, emin değilim. Hatta yapılmadığına emin olabilirim.
Size kendi oturduğum evden örnek vereceğim. Eyüpsultan'da ikamet ediyorum. Bu eve taşındığımızda bina yeni yapılmıştı. Burada oturmaya başlayalı 3,5 yıl oluyor. Ancak evin asansör boşluğundan su çıkıyor. Bu yüzden binaya iskan verilmediğini düşünüyorum. Ev sahibi bu konu hakkında herhangi bir yorum yapmıyor. Muhtemelen evin temelinde su var, iyi bir yalıtım yapılmamış. Bina 3,5 yıllık olmasına rağmen inanın, depreme dayanıklı olduğuna inanmıyorum. Dıştan çok süslü, içi ise çürüyor gibi geliyor. Bu nedenle taşınmaya karar verdik. Şu sıra İstanbul'da yaşayıp yaşamamayı konuşuyoruz. İşlerimizi toparlayabilirsek bu kalabalık şehirden artık ayrılmayı düşünüyoruz. Ayrıca bu depremle birlikte zemin ve bodrum katlarında yaşayan insanların kurtulma şanslarının çok az olduğunu görmüş olduk. Bu deprem tüm Türkiye'de bir sorgulamaya neden oldu diye düşünüyorum.
Hatta İstanbul'un göç vereceğini bile düşünüyorum. İnşallah ülkemiz için en hayırlısı olur ve olmuştur. Rabbim bir daha yaşatmasın. Tedbirli bir ülke olmayı becerelim İnşallah.
Hepimize çok geçmiş olsun!
Sevgilerimle,
Kuklanız!
Geçen eşimin arkadaşlarından birini ziyarete gittik. Eşim, arkadaşının hanımıyla tanışmamı çok istiyordu. Ziyarete 3 aile olarak gittik ve hanımlar olarak hiçbirimiz birbirimizi tanımıyordu. Sadece eşlerimiz uzun süredir arkadaşlardı. Neyse ben bu tarz buluşmaları pek sevmem çünkü nedendir bilinmez insanlarla tanışmaktan pek hoşlanmıyorum. Ama tanışınca da çok güzel iletişim kuruyorum. Neden tanışmayı sevmediğim ise ayrı bir muammadır bende.
Neyse, ev sahibinin hanımıyla tanıştık, bana çok sıcak davrandı. Daha sonra teker teker diğer arkadaşların hanımları teşrif ettiler. Sonra hepimizde bir sessizlik oluştu. Birbirimiz hakkında ilk izlenimlerimizi topluyorduk. Gerçekten bir tık sıkıcı bir ortamdı. Çünkü paylaşım yapmayı pek sevmeyen bir arkadaş vardı ve ortamı biraz soğuttuğunu hissediyordum. Gerekli paylaşımları 2 saat boyunca yaptık ve birbirimizin numarasını alarak, tekrar görüşmek üzere diyerek ayrıldık.
Bu tanışmadan bir hafta sonra ev sahibi arkadaş eşime; "Derya, eşimi sevmiş mi?" diye sormuş. eşimde tek tek izlenimlerimi anlatmış. "Senin eşin çok samimi gelmiş, diğer arkadaşı da sevmiş ancak biri ona çok soğuk gelmiş, elektrik alamamış" demiş. Bunun üzerine eşimin ev sahibi arkadaşı da eşinin izlenimlerini anlatmış. "Abi bana da eşim aynı şeyleri söyledi. Derya’yı sevmiş ama diğer abla ona pek samimi gelmemiş." demiş.
Velhasıl kelam, bunu neden anlattım. Gerçekten ruh diye bir şey var mı? Gerçekten var. Aslında pek konuşmadık. Sonrasında insanlardan hoşlandık mı bunun kritiğini de yapmadık ama ikimizde aynı kişilere karşı aynı hisle hislenmişiz. Çünkü ruhlar birbirlerine tesir ediyor. Ruh, içerisinde derin manalar barındırıyor. Haletlerimiz insanlara sirayet ediyor.
Derinliklerimizi keşfetmek ümidiyle...
Herkese merhaba arkadaşlar!
Blog sayfamı yeniledim. Hala eksikler var ama kullanılabilir bir hal aldı diyebilirim. Yeni blogum çok içime sindi. Beni yansıttığını düşünüyorum. Yeni blog tasarımımla yenilendiğimi hissediyorum. Yazılarımı daha büyük bir özenle yazmaya devam edeceğim. Bu arada biraz blogumda farklılaşan birkaç şeyden bahsetmek istiyorum.
Beni instagram, twitter, pinterest ve 1k uygulamasından takip edebilirsiniz. 1k uygulamamı hali hazırda aktif kullanıyorum. Abone & Takip kısmında ilgili sayfalara ulaşabilirsiniz.
Gardrops uygulamamdan genellikle ikinci el kitaplarımı satıyorum. Kitaplarımı temiz kullanıyorum. En fazla 1 kere okunmuş oluyor. İhtiyacınız olan kitaplara da "Satış" kısmından ulaşabilirsiniz.
Ayrıca domain satın aldım ve blogumu daha güvenilir hale getirdim. Artık daha aktif olacağım.
Blog tasarımıyla ilgili önerilerinize açığım.
Sevgilerimle,
Kuklanız!
Umursamıyorum. Çünkü umursamaktan sıkıldım, yoruldum ve umursamamayı öğrendim. İnsan istemese de umursamamayı öğreniyor, öğrenmek zorunda kalıyormuş. Öğrenmek zorunda kaldığımdan dolayı kendimi iyi hissediyorum.
Tevafuk biriyle kitap muhabbeti yaparken, hayattan konuşmaya başladık. Bana “an” da kalabilmekten, çünkü bana verilen hediyenin yalnızca şu “an” olduğundan bahsetti. İşte şu cümleyle kendime geldim. Çünkü “an” da kalamıyordum. O sırada geçmiş ile geleceğimi yargılamakla meşguldüm.
Şimdilerde “an” da kalabiliyorum. “An” ‘ın bana verilen yegane hediye olduğunu anladım. Geçmiş geçmişse, gelecek henüz gelmemiş belki de gelmeyecekse bana verilen yalnızca “an”dır. “An” şu “an” dır.
“An” da kalabilenlere.