Derya Akarslan

… Kalem Kuklası’da derler.

  • ANASAYFA
  • KİTAP
  • PSİKOLOJİ
  • GEZİ
  • İZLEDİKLERİM
    • KORE DİZİ
    • ANİME&MANGA
    • TİYATRO
  • DERİN KONULAR
    • Tesettür
    • İman
    • Varoluş Sancıları
  • ANILAR
  • İLETİŞİM

 


İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un Edirnekapı Şehitlik'de bulunan kabrini ziyaret edenlerin, muhakkak gözlerine Babanzade Ahmed Naim'in kabri çarpmıştır.

Peki  kimdir bu adam? Akif'in alelade bir kabir komşusu mudur? 

Babanzade Ahmed Naim;

Mütefekkir*

Felsefe grubu dersleri müderrisi**

Mütercim***

Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) mezunudur.

Öğrencilik yıllarında çalışkan, terbiyeli ve mazbut bir yaşam tarzıyla tanınır ve lise yıllarında dahi tavizsiz dini yaşantısıyla dikkat çeker. Arap ve Fas dilleriyle birlikte Fransızcayı da iyi bir şekilde öğrenir. Böylelikle doğu ve batı kültürünü yakinen takip eder. 

Öğrencileri için Arapça gramer ve alıştırma kitabı yazar, bunun yanı sıra hadis tercüme, milliyetçilik, kadının konumu, fıkıh/hukuk usulüne dair yazılar yayınlar.

Darulfünun Felsefe grubu derslerinin hocalığını üstlenir. Fransızca olan yeni felsefe terimlerin Osmanlıca'ya aktarımı konusunda ciddi bir mesai harcar.

Lisan incelemeleriyle ilgili çalışmalar yapar. Çeşitli devlet kurumlarında önemli görevler üstlenir. 

Üniversite reformuna kadar aralıksız bir şekilde Darulfünun'da müderrisliği sürdürür. Üniversite reformu çerçevesinde İstanbul Üniversitesi bünyesinden ideolojik bir tasfiyeyle birçok arkadaşı gibi kadro harici bırakılır.

Tasfiye yapılırken hocaların ilmi kişiliğinden ziyade inkılapların savunucusu olması kıstas kabul edilmiştir. Dolayısıyla Ahmed Naim'in açığa alınmasında muhalif kişiliği de önemli bir unsurdur. Ayrıca bu süreçte Nazi baskısından kaçan Alman asıllı bilim adamları da üniversitede istihdam edilmiştir.

Profesörlük görevinden uzaklaştırılmasının ardından "Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi'ne ağırlık verir.

13 Ağustos 1934 tarihinde İstanbul'un Vefa semtinde ve Vefa Karakolu karşısında bulunan evinde pazartesi günü öğle namazının ikinci rekatında secdede rahmet-i Rahman'a kavuşur. Vefatından önce tercüme ettiği son hadis, hasta namazına dair bir hadistir.

Nurlar içinde yatsın.

14 Ağustos 1934 de Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı mezarlığına defnedilir.

Mehmet Akif Ersoy, merhumun arkasından; 

Naim'in vefat haberi üzerime dağ gibi yıkıldı, hanümanım(evim barkım) yıkıldı da altında kaldım gibi oldum
 diyerek üzüntüsünü dile getirmiştir.

Ahmed Naim, Mehmet Akif'le yan yana defnedilmeyi vasiyet etmiştir. Ondan iki yıl sonra vefat eden Akif, onun yanına defnedilir.

Mehmet Akif'in Kur'an-ı Kerim tercümesinden vazgeçmesi üzerine hem tercümenin hem de tefsirin yapılmasını kabul ederek dokuz ciltlik Hak Dili Kur'an Dili adlı devasa tefsiri yazmış olan Elmalılı M. Hamdi Yazır, Ahmed Naim vefat ettiği zaman ağlayarak şu sözleri söylemiştir:


Her ne zaman bir kelimede tereddüde düşsem ona sorar, tereddüdümü giderirdim. Tercümede benim için danışılacak biricik alim Ahmed Naim'di. Naim'in bilgisi ele geçmez bir hazine, ilmi ve fazlı ise büyük bir define idi. O gidince pek sarsıldım, adeta can evimden vuruldum.

Babanzade Ahmed Naim'i 2 ay önce tanıdım ve daha önce tanımayışımın derin üzüntüsünü yaşamaktayım. 


*Mütefekkir: Düşünür

**Müderris: Muallim, İlim talebelerine ders veren, profesör

***Mütercim: Tercüman



Sevgilerimle.

Kuklanız!

 

Ahlak Ders Kitabı - Nurettin Topçu

Siyer Vakfının Ahlak okumaları kapsamında belirlediği kitaplardan biri Nurettin Topçu'nun Ahlak kitabıydı. Kitabın yazılma amacı ise 1970'ler Türkiyesi'nde okullarda Ahlak derslerinde kullanılmak üzere bir ders kitabına ihtiyaç duyulmasıdır. 

Kitap; dönemin en önemli kitaplarından biridir çünkü 1970 lere kadar Ahlak üzerine yazılmış kayda değer bir kitabımız bulunmamaktadır. 

Nurettin Topçu'dan bahsedecek olursak;

Nurettin Topçu, büyük bir fikir ve mücadele adamıdır. Aynı zamanda çok iyi bir muallimdir. Çeşitli okullarda, Felsefe grubu dersleri(Felsefe, Sosyoloji, Psikoloji, Mantık) vermiştir. Aynı zamanda Robert Kolejinde Tarih derslerine girmiştir.

Ocak 1974' te kurulan CHP-MSP koalisyonu protokolünde ilk ve ortaöğretime Ahlak derslerinin mecburi olarak konulması kararı alınmıştır. Nurettin Topçu'ya ders kitabı yazması için bir teklif gider. Bunun üzerine Topçu; Ocak 1975 de Lise 1, Mart 1975 de Lise 2 kitabını yayınlar. Ancak ortaokullar için Ahlak kitabını hazırlarken 10 Temmuz 1975 de vefat eder.

Nurettin Topçu Ahlak kitabını yazarken yalnızca dini öğretilere değil, batılı felsefecilerin ahlakla ilgili düşüncelerine yer verir.

Ahlakın; din, ilim, sanat, hukuk gibi alanlarla ilişkisini inceler. Lise kitaplarında yer verdiği bazı felsefeciler ve yazarlar ise aşağıdaki şekildedir:

Lise 1 ;

Guyau'dan Okuma Parçası

Mevlana'dan Okuma Parçası

Ali Fuad Başgil'den Okuma Parçası

Epiktetos'dan Okuma Parçası

Pascal'dan Okuma Parçası

Dostoyevski'den Okuma Parçası

Lise 2;

Jean-Jacques Rousseau'dan Okuma Parçası

Kant'dan Okuma Parçası

Schopenhauer'dan Okuma Parçası

Nietzsche'den Okuma Parçası

Ömer Seyfettin'den Okuma Parçası


Kitap dönemi için çok önemli bir kitaptır. Ahlakı tekdüze incelememiş olması da gerçekten mühimdir. Gerçek bir ders kitabı ciddiyetiyle yazılmıştır.


Sevgilerimle!

Kuklanız.



Merhabalar,

Bugün size yeni bitirdiğim Madame Bovary kitabından bahsedeceğim. Bu kitabın ismini çok duyduğum için merak içerisindeydim. 

Kitabın konusuna gelecek olursam;

Kısaca güzel ve alımlı bir kadının bitmek bilmeyen ihtiraslarının ve hayallerinin hikayesi diyebiliriz. Kitabımızın ana karakteri Emma, eşi vefat etmiş bir doktorla evlenir ancak mutluluğu bulamaz. Çünkü o taşradan uzaklaşmak ve daha iyi bir yaşam sürmek istemektedir. Onun gözünde hiç kimse kendisinden ve mutluluğundan daha önemli değildir. Eşini aldatmaya, okuduğu kitaplarla kendisine bir dünya kurmaya ve kurduğu dünyasına başkalarını almaya devam eder. Her şeyin en iyisini ve en güzelini satın alarak borçlanmaya başlar. Ancak hiçbiri ruhunu tatmin etmemektedir. 

Onun mizacında elindekine şükretmek ve aza kanaat etmek kesinlikle yoktur. Çünkü o her şeyin en iyisine layıktır. 

Kitabı okurken, konusunun Aşk-ı Memnu'yu andırdığını düşünmeden edemedim. Hatta birkaç incelemem sonucunda, Halid Ziya Uşaklıgil'in Aşkı Memnu kitabını, bu kitaptan esinlenerek yazdığını okudum. Ne kadar doğru bilemiyorum ama bana da okurken bu eseri anımsattığına göre, ihtimalin yüksek olduğunu düşündürdü.

Ancak bana bir şey katmadığını düşünüyorum. Bu yüzden "tavsiye ediyorum" diyeceğim bir kitap olmadı.


Sevgilerimle...

 


Selamün Aleyküm arkadaşlar,

Blogunu hatırlayan bir Kukla geldi. Görüşmeyeli iyisinizdir İnşallah. Beni sorarsanız gayet iyiyim. Kendimi okumaya verdim. Düzenli sayfa okumaları yaparak kitap okuma hedeflerimi tamamlamaya çalışıyorum. Birde o kadar biriktirdiğim kitap olmuş ki... Bu nedenle aldığım kitapları bitirmeden kitap almamaya karar verdim.

Bugün sizlere Reşat Nuri Güntekin'in Tanrı Misafiri kitabından bahsedeceğim. 

Kitap 23 tane kısa hikayeden oluşuyor. Yazar her hikayesinde farklı insanları ve farklı hayatları konu ederek geniş bir toplum kitlesini anlatıyor. En önemlisi yazarın hiçbir hikayesi yazılmak için yazılmamış. Her birisinde çok isabetli noktalara, dönemin köhneleşmiş yapılarına parmak basıyor. Hikayeler okuyucuyu gülerken düşündürüyor. Trajikomik bir çok hikaye mevcut. Kitabı bitirdikten sonra benim aklımda kalan iki hikaye ise; Medeni Günahlar ve kitabın sonundaki Bir Gümrük Kaçakçılığı hikayesi oldu.

Lafı fazla uzatmadan sonuç kısmına gelelim değil mi?  Aslında hikaye kitaplarından ziyade roman okumayı tercih ediyorum. Yine de bu kitabı çok beğendim ve çok başarılı buldum. Her hikayesi beni içine aldı. Öyle ki yakın zamanda okuduğum Refik Halid Karay'ın Memleket Hikayeleri kitabıyla ister istemez kıyasladım. Tanrı Misafiri kitabının üslubuyla ve konularıyla kesinlikle Memleket Hikayelerinin çok çok üstünde bir kitap olduğuna kanaat getirdim.

Büyük bir keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.


Sevgilerimle...



 


Merhaba,

Bir önceki yazımda bahsetmiştim. Saros körfezinde kamp yapmaya karar vermiştik ve gece 12 gibi yola çıkarak 3-3,5 saatte Gelibolu'ya geldik. Kamp yeri aramaya koyulduk ama birçok yer tatil sitesi olduğu için bu çok kolay olmadı. Bizde Koruköy civarında bir yere kamp kurduk. Sabahın 8 inde uyandık çünkü hava temiz olunca erken uyanıyor insan.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra denize girdik. Saros Körfezi girilebilecek en güzel denizlerden biri. Denizde uzun süre yürümemize rağmen deniz boyunuzu geçmiyor ve plaj da kum olunca daha bir güzel oluyor. Saros Beach ve Camping alanı var, orada kamp kurmayı düşündük ama çok kalabalıktı, ayrıca çok rahat insanlar vardı. Bize bu alan uygun gelmediği için, kampçıları bu halde görünce iç alemimizde çok üzüldüğümüz için ani bir kararla burada kalmamaya hatta İstanbul'a erken dönmeye karar verdik. Bu arada kamp konusunda da acemi olduğumuz için de sıkılmış olabiliriz. Tabii insan otel konforuna alışınca böyle olması çok normal.

Sonrasında Gelibolu merkeze gittik. Merkezde, Piri Reis Müzesi ve Gelibolu Savaş Müzesi var. Burayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Onun dışında birçok türbe de mevcut. Bayraklı Baba Türbesi en önemlilerinden.

Buraya yolunuz düşerse, Tarihi Zafer Peynir Helvacısı'na uğramanızı tavsiye ederim. Peynir Helvası; fırınlanmış ve fırınlanmamış olarak sunuluyor. Fırınlanmış olan da fazladan irmik ve yumurta varmış. Bu yüzden bana ağır geldi. Fırınlanmamış çok daha lezzetli. Kesinlikle dondurma eşliğinde yemenizi tavsiye ederim.

Şimdilik aktaracaklarım bu kadar.

Sevgilerimle!


Ben bir sonbahar akşamında büyüdüm.
Yaprakların yaşlandığını ve belinin büküldüğünü görmüştüm o gün.
Evet o gün.

Çok sancılıymış diyordu yaprak,
Ne dedim.
Sustu, sonra sancılı dedi.
Ölmek diyorum, sancılı.

Ölürken mi düşündün ey ahmak dedim.
Hayır dedi
Ya da belki..

Ölürken düşündüğüm için değil, öldükten sonra düşündüğüm için ahmağım,
insanoğlu gibi dedi.

İşte o an duraksadım
İnsanoğlu ve ölmek.
Düşünülecek şey mi?
Ben ve ölmek!
Ölmek..
Daha çok var dedim.

Sonra duraksadım,
Çok mu var? Ya ne zaman diye sordum.
Ne zaman dedim, söylesene, çok var dedin ya hani?
Bir şeye dayanarak diyorsun herhalde değil mi?

Cevap vermedi.

İşte o zaman büyüdüm.
Yaprak ölünce büyüdüm.
Yaprak ölünce.







Merhaba,

Bugün sizle Dünya da ve ülkemizde varlığını gösteren Koronavirüs hakkında konuşmak istedim. Bu vesileyle bloga ısrarla yazı yazmama eylemime de bir ara vermiş olacağım.

2020 yılının başında hepimiz güzel dilekler ve umutlar besleyerek yeni bir yıla giriş yaptık. Derken kendimizi bir savaş meydanında bulduk adeta. Hatta "2020 yılını bitirenlere gazi ünvanı verilsin" diye espriler yapılmaya başladı. Haksız da değiller tabii. Şaka bir yana; yangınlar, depremler, çekirge istilaları,koronavirüs derken çok yorulduk. Hiçbirimiz bu kadarını tahmin edemezdik. Özellikle koronavirüs bizi gerçekten derinden etkiledi. Hatta Trump'ın bir sözü var, yakında koronavirüsten değil, hepimiz depresyondan öleceğiz diyor. Gerçekten haklılık payı var.


Aslında kainatta olan bu olay vesilesiyle bize Yüce bir Zat tarafından verilmek istenen  bir mesaj var. Koronavirüsün başıbozuk bir virüs olduğunu, kendi kendine var olduğunu ve istilacı bir şekilde yayıldığını düşünürsek, gözle görmediğimiz bu virüs bizi alt üst eder. Birkaç saat önce okudum, koronavirüs hastası olmamasına rağmen bu virüs baskısından korkarak intihar eden insanlar olmuş.

Bir adam düşünelim silahlı ve sinirli. Her an masum insanları öldürebilir bir vaziyette. Bu adamdan ne kadar korkarız ve güvenli alanlara saklanmaya çalışırız değil mi? Ama bir polisi silahlı olarak görsek, kendimizi güvende hissederiz. Çünkü polis nizamli ve intizamlı bir kuruma bağlı ve bizi korumakla görevlidir.
Öyle de bu koronavirüsün başıboş, kendi kendine var olan ve bilinçsizce  yayılan bir varlık olduğunu düşünürsek, bizleri maddi ve manevi olarak hasta edebilir. Ancak doğrusu virüsün Yüce bir zat tarafından yaratıldığını bilmek ve başıboş olmadığını anlayabilmektir.

Demem o ki, virüs kendiliğinden var olmadı. Bize yüce bir zat tarafından verilmek istenen bir mesaj vardı. O mesajı okumaya çalışmalı, ümitvar olmalı ve bu günler geçtiğinde özgürlüğümüze çok çok şükretmeliyiz.

Rabbim bu mesajları hepimize doğru şekilde okuyup anlamayı nasip etsin. 

Sevgilerimle,
Kukla..





-yazı, canım kardeşime aittir.-

Merhaba,


Bir laf vardır bilir misiniz? Büyük takım tutmak televizyonda gördüğün bir mankene âşık olmak gibidir. Anadolu Takımı tutmak ise mahallenin en güzel kızına aşık olmak gibidir. Bu laf ne kadar doğru bilemem ama bildiğim bir şey varsa o da ikisinin de imkânsız olduğudur. Hee tabii mahallenin en güzel kızı hiç yoktansa gözünün önündedir. Bizimkisi de o hesap. Hani yeni bir ortama girdiğiniz zaman sorarlar ya hangi takımlısın diye. Çok sıradan bir muhabbet başlangıcıdır değil mi bu? Değil işte, eğer dört büyükler dışında herhangi bir Anadolu şehrinin takımını tutuyorsanız insanlar önce garipser ve şöyle derler. Vay bee! Helal sana yiğidim şehrinin takımı tutuyorsun, sahip çıkıyorsun.
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa

HAKKIMDA

Mühendis. Şu günlerde İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü okuyor. Doğayı, sağlıklı yiyecekleri ve iyi kahveyi seviyor. Küçük bir "merhaba" demekten çekinmeyin!

ABONE & TAKİP

İzleyiciler

POPÜLER YAYINLAR

  • 22 Blogger 1 Hikaye / Bölüm 3: Kardeşim
  • Allah Dualarımı Neden Kabul Etmiyor ?
  • Yeni Başlayanlar İçin 10 Kore Dizi Önerisi
  • Lunch Box Mini Kore Dizisi/2015
  • Recaizade Mahmud Ekrem - Araba Sevdası
  • Kill Me Heal Me - 2015 En İyi Kore Drama
  • Yabancı Kitap Yorumu - Albert Camus
  • Tesettüre Girmek İstiyorum Ama Pişman Olmaktan Korkuyorum
  • 2016 Kore Dizileri Kısım 1
  • Signal Kore Drama Yorumu ve Tanıtımı / 2016

KATEGORİLER

  • Derin Mevzular 27
  • Kalemimden 28
  • Kediler 2
  • Kitap 57
  • Kore Dizi 25
  • anime&manga 16

Blog Arşivi

  • 2024 5
    • Ağustos 4
      • Tiyatro: Rüstemoğlu Cemal' in Tuhaf Hikayesi
      • Herkes Okumalı: SINIRLAR - Henry Cloud & John Town...
      • A Silent Voice - Koe no Katachi Anime & Manga Yoru...
      • 2023 yılında Okuduğum Kitaplar
    • Temmuz 1
  • 2023 4
    • Eylül 1
    • Şubat 3
  • 2022 15
    • Kasım 3
    • Ekim 2
    • Eylül 1
    • Ağustos 1
    • Haziran 4
    • Mayıs 3
    • Ocak 1
  • 2021 20
    • Aralık 2
    • Kasım 2
    • Ekim 1
    • Haziran 2
    • Mayıs 3
    • Nisan 4
    • Mart 1
    • Şubat 1
    • Ocak 4
  • 2020 10
    • Ekim 5
    • Eylül 2
    • Ağustos 1
    • Nisan 1
    • Mart 1
  • 2019 8
    • Ağustos 1
    • Temmuz 1
    • Haziran 1
    • Nisan 1
    • Şubat 2
    • Ocak 2
  • 2018 21
    • Aralık 3
    • Kasım 1
    • Ekim 1
    • Eylül 1
    • Ağustos 1
    • Temmuz 3
    • Haziran 1
    • Mayıs 2
    • Nisan 2
    • Mart 1
    • Şubat 4
    • Ocak 1
  • 2017 30
    • Aralık 9
    • Kasım 6
    • Ekim 1
    • Eylül 1
    • Ağustos 2
    • Temmuz 2
    • Haziran 2
    • Mayıs 1
    • Mart 1
    • Şubat 1
    • Ocak 4
  • 2016 54
    • Aralık 2
    • Kasım 4
    • Ekim 3
    • Eylül 3
    • Ağustos 9
    • Temmuz 7
    • Haziran 5
    • Mayıs 4
    • Nisan 3
    • Mart 2
    • Şubat 2
    • Ocak 10
  • 2015 17
    • Aralık 7
    • Kasım 6
    • Ekim 3
    • Ağustos 1
Blogger tarafından desteklenmektedir

Blog Hakkında



Okur & Yazar. Doğayı, sağlıklı yiyecekleri ve iyi kahveyi sever. Küçük bir "merhaba" demek için gelmekten çekinmeyin.

POPÜLER YAYIN

  • 22 Blogger 1 Hikaye / Bölüm 3: Kardeşim
  • Kill Me Heal Me - 2015 En İyi Kore Drama
  • Remember Kore Drama Yorumu ve İncelemesi /2015-2016
Bumerang - Yazarkafe

Copyright © KALEM KUKLASI. Designed by KALEM KUKLASI