Kemal Tahir gibi bir ustanın satırlarından Kuva-yi Milliye hareketini okumak, okuyabilmek çok eşsiz bir duygu. Bunu söylemeden yazıma başlayamam. Bize bu üçlemeyi hediye eden ustayı saygıyla anıyoruz. Yazarın Esir Şehir üçlemesi sırasıyla; Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yol Ayrımı. Esir Şehrin İnsanları kitabının yorumuna buradan ulaşabilirsiniz.
O dönemde; İstanbul'u, Anadolu'yu, işgalci güçleri, Mustafa Kemal hareketini ve padişah yandaşlarını anlatıyor. Birinci kitabıyla ilgili ayrıntılı yazıma
buradan ulaşabilirsiniz.
İkinci kitabın konusu: Kamil Bey, Kuva-yi Milliye hareketine destek verdiğinden dolayı 7 yıl hapse mahkum edilmiş ve bir mahpushaneye sevk edilmiştir. Kamil Bey, suçu "hırsızlık" zannedilerek azılı suçluların koğuşuna yerleştirilir. Burada çok ciddi sıkıntılarla karşılaşır ve ahlaki değerlerini yitirmiş başı bozuk insanlarla vakit geçirecek olmak canını sıkar. Sinirleri iyice bozulan Kamil Bey, kendisine yapılan haksızlıklara gülerek karşılık vermeye ve çevresini şaşırtmaya başlamıştır. Tabii bu durum hep böyle devam etmeyecektir. Sonrasında öyle bir olay olur ki, Kamil Bey "Hafız" lakabından kurtulur ve "Millici Abi" lakabını elde eder. Yaşanılan bu olayla, kendi gibi düşünen insanların koğuşuna yerleştirilir.
Kamil Bey mahpushaneye girdi gireli düşündüğü iki önemli şey vardır. Biri ailesi, diğeri kurtuluş mücadelesi. Eşi ve kızı için çok endişeli olan Kamil Bey, zor günlerinde eşi Nermin'i yanında bulamadığı için çok üzülmekte, gece gündüz bunu düşünmektedir. Ayrıca kızı Ayşe'yi görüş gününe bir kere olsun getirmemeleri kendisine dokunmakta, içine içine ağlamakta ve yıpranmaktadır. Bu zor günlerinde Ramiz Bey'in eşi ve küçük çocukları ziyaretine gelir ve kurtuluş hareketiyle ilgili Kamil Beye bilgi verirler.
Diğer bir konuysa kurtuluş mücadelesiyle ilgiyi doğru bilgilere ulaşılamıyor olmasıdır. Arkadaşı Arif ile bu konuları değerlendirmekte ve gidişatı kestirmeye çalışmaktadır. Ancak etrafta çok fazla yanlış haber dolandığından dolayı işlerin kötüye gittiğini düşünmektedir. Ankara'nın kaybedildiği zannı her bir ağızda dile getirilmektedir.
Savaş yıllarına bir mahpushane odasında tanıklık etmek ve elinden bir şey gelmiyor olması onu ve arkadaşlarını yıpratmaktadır. Bu zor günlerde şaşırdığı bir konuysa bazı insanların bu olaylar olurken, saçma işlerle uğraşıyor olmasıdır.
Kitabın sonunda Kamil Bey çok ciddi bir karar vererek, biz okuyucuları çok şaşırtır...
Kitap hakkında değineceklerim bu kadardı.
Serinin üçüncü kitabı Yol Ayrımı'yla görüşmek üzere...
Bize bu kitabı hediye eden Kemal Tahir'i saygıyla anıyoruz..
Kitap; Birinci Dünya Savaşından sonra İngiltere'nin İstanbul'u işgal etmesi, I. İnönü Savaşı, II. İnönü Savaşı ve Londra Barış Konferansı döneminde Anadolu halkını, İngilizlerin yanında olan hainleri, casusları, padişah yandaşlarını, aydınları, milli mücadele destekçilerinin tutum ve davranışlarını sade ve akıcı bir üslupla anlatıyor. Kitabın ana karakteri Kamil Bey’den bahsedecek olursak; Kamil Bey’in babası II. Abdülhamid dönemi paşalarındandır. Paşanın tek çocuğu olan Kamil Bey, Avrupa'da iyi eğitim alır ve soylu bir ailenin kızı olan Nermin Hanım ile evlenerek babasından kalan miras ile sıkıntı çekmeden Avrupa'da ömrünü geçirir. Çiftin Ayşe isminde bir kızı olur.
Ne var ki "Hazır paraya dağ dayanmaz" demiş büyüklerimiz. Aile maddi sıkıntılar çekmeye başladıklarında Avrupa'dan İstanbul'a Nermin Hanım'ın halasının konağında yaşama kararı alırlar. Nermin Hanım'ın halasının eşi İngiliz yandaşıdır ve vatanseverlik yerine İngilizlerle ticari ilişkilerini geliştirerek parasını ikiye katlamayı tercih eder. Kamil Bey’e de tek yolun İngiliz işgalcilerin yanında olmak olduğunu anlatır. Derken İngilizler Kamil Bey’in Kerkük'te toprakları olduğunu öğrenince kendilerine satmasını ister, eniştesi de satılması için çok ısrar etmektedir ancak Kamil Bey bu teklifi şiddetle reddeder ve paşa babasından kalan Bağlarbaşı'nda ki yalısına taşınma kararı alır.
Uzun bir süre maddi sıkıntı çeken Kamil Bey, maddi değeri olan eşyalarını elden çıkarmaya başlar, bir yandan da kendine uygun iş bulmaya çalışır ancak iyi eğitim almış bu paşa oğluna ülkenin o zaman ki şartlarında uygun bir iş bulunamaz.
Bağlarbaşı'na geldiğinde eski ahbabı Fuat Bey ile rastlaşır, Fuat Bey derviş olmuştur ve Kamil Beye her konuda yardım eder. Ancak Fuat Bey ülkenin bu zorlu şartlarında dervişe değil, Anadolu'nun direnişte bulunacak insan arayışında olduğunu düşünerek Anadolu'ya göçer ve var olan bir miktar parasını Kamil Beye hibe eder.
Kamil Bey, Fuat Bey’de gidince büsbütün yalnızlaşır. Ülkenin zorlu şartlarında bir baltaya sap olamamak onu psikolojik olarak çok zorlamaktadır. Derken bir gün, mezun olduğu Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi)'den arkadaşı Ahmet’le karşılaşır. Liseden bir başka arkadaşı olan İhsan Beyin Kuva-yi Milliye yanlısı bir dergi olan Karadayı dergisini kurduğunu ancak şu an hapiste olduğunu söyler ve Karadayı dergisinde yazı yazmasını teklif eder. Kamil Bey çok sevinir ve teklifi hemen kabul eder.
Kamil Bey burada Niyazi, Ramiz ve İhsan'ın eşi olan, dergiyi aktif olarak yöneten Nedime Hanım ile tanışır. O dönemde Kuva-yi Milliye yanlıları(Mustafa Kemal'ın izinde olanlar) iyi karşılanmamaktadır. Dergi de yazı yazmaya başlayan Kamil Bey, Kuva-yi Milliye yanlısı olmaktan çok memnundur. Ancak başına bir takım talihsiz olaylar gelir ve eşi Nermin Hanım'ın bu zorlu dönemde yanında olmaması onu çok zorlamaktadır.
Yorumum:
O dönemde Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına, padişah ve İngiliz yanlılarının tutumunu anlatan harika bir kitap. O zamanlar İstanbul'da çoğu kimseler Anadolu insanına inanmıyor ve İngilizlere teslim olmanın daha uygun olduğunu savunuyor.
Bu uğurda ailesini bir kenara bırakıp canla başla vatanı için çalışan Kamil Bey, Milli mücadele ruhu taşıyan bir vatansever. Eşi Nermin Hanım ise Kamil Bey’in bu düşüncelerini onaylamamakta.
Kitap o döneme fevkalede bir ışık tutuyor. Muhakkak okunması ve ders çıkarılması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Not: Bilmeyenler için Kemal Tahir'in Esir Şehir üçlemesinin birinci kitabıydı. İkinci ve üçüncü kitapları sırasıyla; Esir Şehrin Mahpusu ve Yol Ayrımı'dır.
Esir Şehrin Mahpusu kitap yorumuma buradan ulaşabilirsiniz.
Selametle..
Selamün Aleyküm dostlar,
Görüşmeyeli nasılsınız? İyisinizdir İnşallah.
Beni sorarsanız iyiyim şükür.
Şu sıralar ev ve iş hayatından ibaret olan yaşantıma, yenilikler eklemeye
çalışıyorum. Hafta sonumun bir gününde hayırlı faaliyetler yapma peşindeyim.
İlk defa bir gezi kitabı okumanın haklı gururunu yaşıyorum. Gezi kitapları okumak insanın ufkunu açıyormuş ve hiç bilmediğiniz, fikrinizin olmadığı ülkelerle ilgili çok çeşitli bilgilere sahip oluyormuşuz. Bundan dolayı da artık çok çok okumak istiyorum.
Taha Kılınç, "Bir müslüman dünyayı nasıl gezmeli?" sorusuna adeta ışık tutuyor ve gezi yazılarıyla bu konuda size de yardımcı oluyor.
Kur’an’da zikredilen “Yeryüzünü gezip dolaşın, öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın…” mesajının temel ibadetler kadar bağlayıcı olduğu düşünen yazar; her Müslümanın Allah’ın kendisine bahşettiği imkanlar çerçevesinde, yakın ya da uzak coğrafyayı gezmek ve keşfetmek zorunda olduğunun altını çiziyor.
Bende bu düşünceden yola çıkarak, yakın coğrafyayı gezme kararı aldım. Ama sadece karar aldım. Henüz bir icraatim yok. İlk etapta kendi ülkemde gezilecek yerleri ziyaret etmek istiyorum.
Seyrüsefer kitabına gelecek olursam;
- Yazar gittiği 10 ülke hakkında bizimle yorumlarını, tarihini ve kültürünü paylaşmış. Gittiği ülkelerse şöyle; Fas, Tunus, Yemen, Filistin, Katar, Japonya, Güney Afrika, Bosna, Makedonya, Lübnan.
- Bu ülkelerin içinde sadece Filistin ve Japonya hakkında araştırma yapmıştım. Diğer ülkeler hakkında pek bir bilgim yoktu.
- Kitabı okuyunca o kadar çok bilgi edindim ki, Güney Afrika da bile Osmanlı izlerine rastlamak, itiraf etmeliyim ki büyüleyiciydi.
- Okurken beni en şaşırtan Yemen ülkesinde insanların çokça kullanmış olduğu bir tür uyuşturucu etkisi olan kat bitkisi oldu. İnsanların çoğu bu bitkiye müptelaymış ve devlet memurları tarafından bile rahatlıkla kullanılabiliyormuş. Öğleden sonra kat tüketimleri artıyormuş yani kafaları bir dünya olarak sürdürüyor bu insanlar hayatlarını. Size de garip gelmedi mi?
- Onun dışında Japonya'da, atılan atom bombasına rağmen Amerikan hayranlığının had safhada olması beni oldukça şaşırttı. Çünkü Amerikalıları pek sevmediklerini düşünüyordum. Ayrıca Japonya da ki halkın %40'a yakınının bir dine mensup olmaması beni şaşırtan diğer bir konuydu.
- Bosna, Makedonya ve Lübnan da müslümanların yaşadığı bölgelerde, yönetimin müslüman azınlıkları asimile etme çabaları adına inceden inceye yaptıkları zulümler beni oldukça üzdü.
- Balkan coğrafyasında, müslüman azınlıklara yakılan zulümler ve katliamlar malumunuz. Gerçekten okurken bile çok acı verdi. Bu durum bende, Bosna ve Makedonya' ya ciddi bir gitme eğilimi uyandırdı.
Kitabı çok çok sevdim. Okuduğum ilk gezi kitabımdı. Taha Kılınç her yıl ailesiyle bir ülkeye gitmek gibi bir amaç edinmiş kendine ve bunu devam ettiriyor.
Bende bu amaçtan çok etkilendim. Yurt dışıyla değil belki ama yurt içiyle başlanılabilir diye düşünüyorum :)
Şimdilik aktaracaklarım bu kadar :)
Sevgilerimle..