Merhabalar,
Bugün size yeni bitirdiğim Madame Bovary kitabından bahsedeceğim. Bu kitabın ismini çok duyduğum için merak içerisindeydim.
Kitabın konusuna gelecek olursam;
Kısaca güzel ve alımlı bir kadının bitmek bilmeyen ihtiraslarının ve hayallerinin hikayesi diyebiliriz. Kitabımızın ana karakteri Emma, eşi vefat etmiş bir doktorla evlenir ancak mutluluğu bulamaz. Çünkü o taşradan uzaklaşmak ve daha iyi bir yaşam sürmek istemektedir. Onun gözünde hiç kimse kendisinden ve mutluluğundan daha önemli değildir. Eşini aldatmaya, okuduğu kitaplarla kendisine bir dünya kurmaya ve kurduğu dünyasına başkalarını almaya devam eder. Her şeyin en iyisini ve en güzelini satın alarak borçlanmaya başlar. Ancak hiçbiri ruhunu tatmin etmemektedir.
Onun mizacında elindekine şükretmek ve aza kanaat etmek kesinlikle yoktur. Çünkü o her şeyin en iyisine layıktır.
Kitabı okurken, konusunun Aşk-ı Memnu'yu andırdığını düşünmeden edemedim. Hatta birkaç incelemem sonucunda, Halid Ziya Uşaklıgil'in Aşkı Memnu kitabını, bu kitaptan esinlenerek yazdığını okudum. Ne kadar doğru bilemiyorum ama bana da okurken bu eseri anımsattığına göre, ihtimalin yüksek olduğunu düşündürdü.
Ancak bana bir şey katmadığını düşünüyorum. Bu yüzden "tavsiye ediyorum" diyeceğim bir kitap olmadı.
Sevgilerimle...
Selamün Aleyküm arkadaşlar,
Blogunu hatırlayan bir Kukla geldi. Görüşmeyeli iyisinizdir İnşallah. Beni sorarsanız gayet iyiyim. Kendimi okumaya verdim. Düzenli sayfa okumaları yaparak kitap okuma hedeflerimi tamamlamaya çalışıyorum. Birde o kadar biriktirdiğim kitap olmuş ki... Bu nedenle aldığım kitapları bitirmeden kitap almamaya karar verdim.
Bugün sizlere Reşat Nuri Güntekin'in Tanrı Misafiri kitabından bahsedeceğim.
Kitap 23 tane kısa hikayeden oluşuyor. Yazar her hikayesinde farklı insanları ve farklı hayatları konu ederek geniş bir toplum kitlesini anlatıyor. En önemlisi yazarın hiçbir hikayesi yazılmak için yazılmamış. Her birisinde çok isabetli noktalara, dönemin köhneleşmiş yapılarına parmak basıyor. Hikayeler okuyucuyu gülerken düşündürüyor. Trajikomik bir çok hikaye mevcut. Kitabı bitirdikten sonra benim aklımda kalan iki hikaye ise; Medeni Günahlar ve kitabın sonundaki Bir Gümrük Kaçakçılığı hikayesi oldu.
Lafı fazla uzatmadan sonuç kısmına gelelim değil mi? Aslında hikaye kitaplarından ziyade roman okumayı tercih ediyorum. Yine de bu kitabı çok beğendim ve çok başarılı buldum. Her hikayesi beni içine aldı. Öyle ki yakın zamanda okuduğum Refik Halid Karay'ın Memleket Hikayeleri kitabıyla ister istemez kıyasladım. Tanrı Misafiri kitabının üslubuyla ve konularıyla kesinlikle Memleket Hikayelerinin çok çok üstünde bir kitap olduğuna kanaat getirdim.
Büyük bir keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.
Sevgilerimle...
Merhaba,
Bir önceki yazımda bahsetmiştim. Saros körfezinde kamp yapmaya karar vermiştik ve gece 12 gibi yola çıkarak 3-3,5 saatte Gelibolu'ya geldik. Kamp yeri aramaya koyulduk ama birçok yer tatil sitesi olduğu için bu çok kolay olmadı. Bizde Koruköy civarında bir yere kamp kurduk. Sabahın 8 inde uyandık çünkü hava temiz olunca erken uyanıyor insan.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra denize girdik. Saros Körfezi girilebilecek en güzel denizlerden biri. Denizde uzun süre yürümemize rağmen deniz boyunuzu geçmiyor ve plaj da kum olunca daha bir güzel oluyor. Saros Beach ve Camping alanı var, orada kamp kurmayı düşündük ama çok kalabalıktı, ayrıca çok rahat insanlar vardı. Bize bu alan uygun gelmediği için, kampçıları bu halde görünce iç alemimizde çok üzüldüğümüz için ani bir kararla burada kalmamaya hatta İstanbul'a erken dönmeye karar verdik. Bu arada kamp konusunda da acemi olduğumuz için de sıkılmış olabiliriz. Tabii insan otel konforuna alışınca böyle olması çok normal.
Sonrasında Gelibolu merkeze gittik. Merkezde, Piri Reis Müzesi ve Gelibolu Savaş Müzesi var. Burayı ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Onun dışında birçok türbe de mevcut. Bayraklı Baba Türbesi en önemlilerinden.
Buraya yolunuz düşerse, Tarihi Zafer Peynir Helvacısı'na uğramanızı tavsiye ederim. Peynir Helvası; fırınlanmış ve fırınlanmamış olarak sunuluyor. Fırınlanmış olan da fazladan irmik ve yumurta varmış. Bu yüzden bana ağır geldi. Fırınlanmamış çok daha lezzetli. Kesinlikle dondurma eşliğinde yemenizi tavsiye ederim.
Şimdilik aktaracaklarım bu kadar.
Sevgilerimle!
Ben bir sonbahar akşamında büyüdüm.
Yaprakların yaşlandığını ve belinin büküldüğünü görmüştüm o gün.
Evet o gün.
Çok sancılıymış diyordu yaprak,
Ne dedim.
Sustu, sonra sancılı dedi.
Ölmek diyorum, sancılı.
Ölürken mi düşündün ey ahmak dedim.
Hayır dedi
Ya da belki..
Ölürken düşündüğüm için değil, öldükten sonra düşündüğüm için ahmağım,
insanoğlu gibi dedi.
İşte o an duraksadım
İnsanoğlu ve ölmek.
Düşünülecek şey mi?
Ben ve ölmek!
Ölmek..
Daha çok var dedim.
Sonra duraksadım,
Çok mu var? Ya ne zaman diye sordum.
Ne zaman dedim, söylesene, çok var dedin ya hani?
Bir şeye dayanarak diyorsun herhalde değil mi?
Cevap vermedi.
İşte o zaman büyüdüm.
Yaprak ölünce büyüdüm.
Yaprak ölünce.
Merhaba,
Bugün sizle Dünya da ve ülkemizde varlığını gösteren Koronavirüs hakkında konuşmak istedim. Bu vesileyle bloga ısrarla yazı yazmama eylemime de bir ara vermiş olacağım.
2020 yılının başında hepimiz güzel dilekler ve umutlar besleyerek yeni bir yıla giriş yaptık. Derken kendimizi bir savaş meydanında bulduk adeta. Hatta "
2020 yılını bitirenlere gazi ünvanı verilsin" diye espriler yapılmaya başladı. Haksız da değiller tabii. Şaka bir yana; yangınlar, depremler, çekirge istilaları,koronavirüs derken çok yorulduk. Hiçbirimiz bu kadarını tahmin edemezdik. Özellikle koronavirüs bizi gerçekten derinden etkiledi. Hatta Trump'ın bir sözü var, yakında koronavirüsten değil, hepimiz depresyondan öleceğiz diyor. Gerçekten haklılık payı var.
Aslında kainatta olan bu olay vesilesiyle bize Yüce bir Zat tarafından verilmek istenen bir mesaj var. Koronavirüsün başıbozuk bir virüs olduğunu, kendi kendine var olduğunu ve istilacı bir şekilde yayıldığını düşünürsek, gözle görmediğimiz bu virüs bizi alt üst eder. Birkaç saat önce okudum, koronavirüs hastası olmamasına rağmen bu virüs baskısından korkarak intihar eden insanlar olmuş.
Bir adam düşünelim silahlı ve sinirli. Her an masum insanları öldürebilir bir vaziyette. Bu adamdan ne kadar korkarız ve güvenli alanlara saklanmaya çalışırız değil mi? Ama bir polisi silahlı olarak görsek, kendimizi güvende hissederiz. Çünkü polis nizamli ve intizamlı bir kuruma bağlı ve bizi korumakla görevlidir.
Öyle de bu koronavirüsün başıboş, kendi kendine var olan ve bilinçsizce yayılan bir varlık olduğunu düşünürsek, bizleri maddi ve manevi olarak hasta edebilir. Ancak doğrusu virüsün Yüce bir zat tarafından yaratıldığını bilmek ve başıboş olmadığını anlayabilmektir.
Demem o ki, virüs kendiliğinden var olmadı. Bize yüce bir zat tarafından verilmek istenen bir mesaj vardı. O mesajı okumaya çalışmalı, ümitvar olmalı ve bu günler geçtiğinde özgürlüğümüze çok çok şükretmeliyiz.
Rabbim bu mesajları hepimize doğru şekilde okuyup anlamayı nasip etsin.
Sevgilerimle,
-yazı, canım kardeşime aittir.-
Merhaba,
Bir laf vardır bilir misiniz? Büyük
takım tutmak televizyonda gördüğün bir mankene âşık olmak gibidir. Anadolu
Takımı tutmak ise mahallenin en güzel kızına aşık olmak gibidir. Bu laf ne
kadar doğru bilemem ama bildiğim bir şey varsa o da ikisinin de imkânsız
olduğudur. Hee tabii mahallenin en güzel kızı hiç yoktansa gözünün önündedir.
Bizimkisi de o hesap. Hani yeni bir ortama girdiğiniz zaman sorarlar ya hangi
takımlısın diye. Çok sıradan bir muhabbet başlangıcıdır değil mi bu? Değil
işte, eğer dört büyükler dışında herhangi bir Anadolu şehrinin takımını tutuyorsanız
insanlar önce garipser ve şöyle derler. Vay bee! Helal sana yiğidim şehrinin
takımı tutuyorsun, sahip çıkıyorsun.
Merhabalar Dostlar,
Uzun zaman önce anime izlemeyi
bıraktım. Fakat hala arada manga okuyorum. Aslında bugün bahsedeceğim manga
olan Sanctuary’de uzun yıllar önce sınav bahanesiyle devamlı yarım bıraktığım
mangalardan birisiydi. Nihayet okuma fırsatı bulup bu nadide mangayı bitirdim.
Şimdi benim okuduğum bu mangayı "Neden Okumalısınız?’’ kısmana gelelim.